|
Selçuklular Anadolu'ya gelmeden
çok daha erken tarihlerden itibaren hemen bütün bilim dallarında ve
felsefede gelişmiş düzeyde bir bilimsel faaliyet yürütmüşlerdir. Büyük
Selçuklu Devleti sınırları çok genişti ve İslam dünyasında seçkin
kültür merkezleri diye bildiğimiz birçok yer bu geniş sınırlar içinde
kalıyordu. Bunlar arasında daha sonra da bilimsel ve kültürel
faaliyetini attırarak devam ettiren Buhara, Fergana, Semerkant,
Belh, Merv gibi şehirleri sayabiliriz. Bu da Selçukluların büyük bir
kültür mirasını devir aldıklarını göstermektedir. Sonuçta, Anadolu'ya
gelen Selçuklular belli bir kültüre ve bilgiye sahiptiler ve bu
kültürü kendileriyle birlikte Anadolu'ya taşıdılar.
12.
yüzyıldan itibaren Anadolu'ya Turkia adı verilmiştir. Anadolu'da
kurulan belli başlı.Türk devletleri Danişmentler, Artuklular ve
Anadolu Selçuklu Devleti'dir. Anadolu'ya gelip yerleşen Türkler, orada
sadece han, hamam, kervansaray, köprü, medrese, gözlemevi ve hastane
yapmamışlar; bir taraftan da, bunların temelini oluşturan bilimsel
faaliyetlerde de bulunmuşlardır. Kendilerinden önceki müspet
bilimlerle ilgili çalışmalardan yararlanmak suretiyle, Anadolu
Selçukluları matematik, astronomi, fizik, kîmya ve tıpla ilgili
çalışmalar yapmışlardır. Günümüz üniversitelerinin temelini teşkil
eden medreselerin ilk örneği Melikşah tarafından Nişabur'da
kurulmuştur. Bunlara, Anadolu'da Danişmentler tarafından Tokat ve
Niksar'da ve Artuklular tarafından Diyarbakır'da ve daha sonra Konya,
Sivas, Kayseri gibi çeşitli şehirlerde kurulan medreseleri ilave
edebiliriz.
Selçuklular, Anadolu'ya gelmeden önce, Arapçayı bilimsel eserlerinde
yazı dili olarak kullanmışlardır, Farsçayı ise daha çok edebi dil
olarak kullandıkları bilinmektedir. Bunun sebebi İslam dünyasında,
Arapça ve Farsça yüzyıllar boyu yazı dili olarak benimsenip,
kullanılmış olmasıdır. Sekizinci yüzyılın ikinci yarısından itibaren
bilim eserlerinin Arapça olarak kaleme alındığını görmekteyiz.
Bilindiği gibi, Arapçanın yazı dili olarak benimsenmesinin sebebi,
Kuran'ın Arapça olması idi. Öncelikli olarak, Sanskrit dili, Farsça ve
Yunancadan yapılan çevirilerle mevcut bilgi İslam dünyasına aktarılmış
ve İslam dünyasındaki bilimsel çalışmalar, böylece bu bilginin
temelleri üzerinde yükselmişti. Sekizinci yüzyılın sonundan itibaren
başlayan bilimsel faaliyet -ki bunlardan biri de Cabir b. Hayyan'a ait
olup, daha çok simya konusunda yoğunlaşmıştır- sayesinde yavaş yavaş
bir şiir dili olan Arapça bilim dili haline gelmiştir.
Her
ne kadar Selçuklular ve diğer Türk devletleri saray çevrelerinde ve
resmi yazışmalarında Fars dilini kullanmışlarsa da, İslam dünyasından
gelen bilimsel eserlerin Arapça kaleme alınması alışkanlığına uygun
olarak, bilimsel eserlerini daha çok Arapça yazmaya devam etmişlerdir.
Bunun olması da son derecede doğaldır, çünkü gerek Selçuklu Devleti,
gerekse diğer beylikler, İslam dinini ve kendi kültürleri içinde mecz
ettikleri İslam kültürünü benimsemişlerdir. Anadolu Selçukluları
zamanında orada kurulan Türk beylikleri bilimsel çalışmaları
desteklemişlerdir. Onlar iyi komutan ve iyi idareci idiler, ancak hiç
biri Farsçaya ilgi göstermemişlerdir; Farsça bilmezler. Dolayısıyla,
Türkçe konuşmuşlar ve Türkçe yazmışlardır.
Anadolu Selçuklularında beylikler
bilim adamlarını korumuş ve değer vermişlerdir. Onlar ülkelerini
korumaya çalışırken, tıp, matematik, astronomi, edebiyat ve tasavvuf
çalışmalarını desteklemişler, ayrıca bilimsel kurumlaşmaya da önem
vermişlerdir. |