|
Anadolu'da, astronominin yanı sıra, kozmolojinin de ilgi çeken bir
konu olduğu görülür. Daha önce de söylendiği gibi, Anadolu'ya gelen
Türklerin bilimsel temelini İslam bilimi oluşturmaktaydı, ve onların
kozmoloji konusundaki bilgileri de, İslam kozmolojisini esas
almaktaydı. Bu kozmoloji dine dayalı olup, Kuran'a bağlı olarak
geliştirilmişti. Her ne kadar, yazardan yazara bazı farklı noktalar
olsa da, bu bilgiler, temel prensipleri aynı olan bir bilgi yığınını
oluşturmaktaydı. Bu görüşe göre, Allah ilktir, ve evrenin
yaratıcısıdır. Her şey sonludur, ancak Allah bunun dışında kalır ve O
sonsuzdur. Yer ve gökteki her şeyin yaratıcısıdır; onları meydana
getirendir; düzenin kurucusudur; bir başka ifade ile, O kozmosun var
oluş sebebi ve onu oluşturandır. Genellikle, kozmoloji ile ilgilenen
bilim adamları ve filozoflar bu görüşleri paylaştılar ve bunlara bağlı
olarak yedi gök, yedi yer, ilahi kürsü, arş, Kof dağı, kozmik ağaçlar
gibi terimleri kullanarak yer ve göğün oluşumunu açıklamaya
çalıştılar. İslam kozmolojisini ele alıp inceleyenlere örnek olarak
Mevlana'yı verebiliriz. Mevlana'nın Mesnevisinde her ne kadar Dünya
hareketsiz görünüyorsa da, aslında onun hareketli olduğu
belirtilmektedir. Mevlana Celaleddin-i Rumi Divan-Kebir adlı meşhur
eserinde şöyle demektedir:
'Biz Tanrı'nın ışığıyız. Tanrı sırçası, kendi kendimizle bütün
savaşımız,
'Bunca inatlaşmamız da ne? Ne diye kaçar böyle’
Burada Mevlana Kur'an'daki 24. Sure ve 35. ayete işaret etmektedir. Bu
ayete göre, "Tanrı yeryüzünün ve göklerin ışığıdır. Işığın örneği
kandil konan yere benzer. Orada bir kandil vardır. Kandil bir sırça
(cam) içindedir. Sırça bir yıldız gibi parlar. Onun yağı ateş
dokunmadan ışık verir. Nur üstüne nur olacaktır. Tanrı nuru
istediğine, doğru yolu gösterir. Tanrı inançlara örnekler getirir ve
Tanrı her şeyi bilendir."
İslam kozmolojisini inceleyen pek çoklarının da ifade etmiş oldukları
gibi, İslam'da kozmoloji, astronomi sistemlerinde de görüldüğü üzere,
ortak merkezli küreler sisteminden meydana gelmiştir. En içteki küre
yeri temsil etmektedir; en dıştaki küre ise, ilahi özü sembolize eder
(astronomi sistemindeki sabit yıldızlar küresi). Bu iki küre arasında
kalan diğer bütün küreler gök cisimlerinin olduğu varsayılan
kürelerdir. Bu model hemen bütün Anadolu'da yaşamış astronom ve
mutasavvıflarda ortak bir kozmolojik sistem olarak kabul edilir.
İlahi küre üzerinde hareket etmek demek, primim mobile, yanı ilk
harekete doğru gitmek, ona doğru hareket etmek anlamına gelmektedir.
Bir başka deyişle bu hareket ilahi varlığa doğru hareket etmek
demektir ki bu da derin düşünce ile mümkündür.
Bir başka anlayışa göre ise, fiziki mahiyetteki dıştaki küreler aynen
kabul edilmiştir, ancak ilahi küre en içtedir, yani özdedir. Bu
sistemde insan (mikrokosmos), birinci sistemin aksine dışta kalmıştır
veya en dışta bulunur. Gizli, kavranması güç erişilmeğe çalışılan en
içtedir.
Her iki sistemde de ana tema aynıdır. Burada önemli olan varılmak
istenen nihai nokta, hedef aynıdır, yani ilahi varlık ya da ilahi öze
ulaşabilmek, ona kavuşabilmektir. Burada ilahi özden kastedilen
Tanrı'dır. |