|
Evren ve insan arasındaki münasebet her iki sistemde farklı
görünüyorsa da, gaye olarak her ikisi de, Tanrı'ya varmayı
hedeflemektedir. Esas olan ruhi olandır. İlahi varlıktan ruh canlıya,
insana doğru yayılım gösterir (ruh, nefis, madde). Bu düzende bütün
gök cisimleri insanın üstündedir. Onlar düzen ve uyum içinde, adeta
bir gök müziği ile hareket ederler. Onların hareketlerinin ritmi ilahi
özle birleşmelerinde adeta bir araçtır. Bir başka ifade ile Evrensel
Varlığın yüce devirlerinden çıkan, ondan kaynağını alan şefkat nefesi
saflarıyla birleşir.
Dünya, her ne kaçlar hareketsiz görünse de, aslında bu bağlamda
hareketlidir. Mevlana, Mesnevi'nin 3534'üncü beytinde bu görüşü şöyle
vermektedir:
"Onun gözünde şu Dünya aşkla şevkle dopdolu; başkasının gözünde ise
ölü ve cansız;
Aşağıda, yukarıda, onun gözünde tez tez yürüyor görünmekte; o taştan,
kerpiçten sözler duymakta.”
Burada Mevlana, her ne kadar Dünya hareketsiz görünse de, onun aslında
hareketli olduğunu, yürüdüğünü söylemektedir. Aynı ifadeyi biz
Kur'an'ın Nemi suresi 28. ayetinde de buluyoruz. Bu ayette 'dağların
donmuş, bulutların yürür gibi göründüğü' bildirilmektedir. Bu ayet
Kıyamet Günü ile ilgilidir, ve genel olarak Kuran'da birçok ayette
aynı konudan söz edilmektedir. Çünkü yerin hareketi, oluşun
sürekliliği açısından zamanda sınır yoktur. Mevlana, yukarıda
aktarılan beytinde de bu noktaya işaret etmektedir.
İnsan bu sistem içinde mikrokosmos olarak betimlenmektedir. O, beden
olarak maddi bir varlıktır. Ancak, insan, aynı zamanda, Tanrı
bilgisine sahip bir varlıktır. İnsan hakikî varlığı kavrayandır. O'na
ulaşabilendir, yani insan mikrokosmostur. Mikrokosmosun yanı sıra,
onunla paralel olan, ona benzeyen büyük alem, evren vardır. Eğer bir
benzetme yapılacak olursa, insan adeta bir dal gibidir. Ancak dal
meyvenin temelidir. Dal (beden) meyve için var olmuştur. Görünüşte
Ademoğlu, yani insan, anlam bakımından Adem'in atasının atasıdır.İnsan görünüşte Dünya bireyidir, ama sıfat olarak, o Dünya'nın
aslıdır. Her ne kadar, insan bir sivrisinekten zarar görecek kadar
zayıf ve güçsüz görünse de, içi yedi kat göğü kavrar.
Sonuç olarak, insan gökyüzünde ne varsa hepsinin küçük bir modeli
olarak belirlenmektedir. İnsan, adeta, evrenin bir özeti gibidir ve
evrenin maksadı insandır. O halde insan büyük olandır.
Burada Anadolu'da kaleme alınmış astronomi eserlerinden bir örnek
verelim. Anadolu'da yazılmış ilk bilimsel eser olarak da
nitelendirilmiş olan Keşfü'l-Akabe, Malazgirt Savaşı'ndan yaklaşık 25
yıl sonra Kayseri'de yazılmış ve Gümüş Tigin Ahmed Gazi'ye sunulmuş
olan bir astronomi kitabıdır. Bu hesaba göre eserin yazılış tarihi
1105 olmalıdır. Eserin yazarı Ibü'l-Kemal İlyas b. Ahmed Kayseri'dir.
Yazar eserinin başında ilkin bir devler adamının ne gibi özelliklere
sahip olması gerektiğini kaydeder ve devlet adamı öyle kişidir ki
'fazıl ve filozoflar ona yönelirler' demektedir. Bu bağlamda olmak
üzere eserini sunduğu Gümüş Tigin Ahmed Gazi'nin özelliklerini sayıp
döken, ona övgüler yağdıran yazar, onun için 'Dünyanın her tarafından
bilgin kişiler ona yönelir ve her biri ilmini yayması miktarınca
itibar görüp, o hazretin cömertlik denizinden paylarını aldılar'
şeklinde görüşlerini açıklamaktadır. |