|
Tarikatın asıl kurucusu, Ebu'n-Necib Sühreverdî (1167)'dir. Fakat
yayıcısı ve bu arada onu Anadolu'ya sokan, yeğeni meşhur Ebû Hafs
Şihabeddin Ömer Sühreverdî (1234)'dir.14 Bu zatın Irak'ta yaşamış
olmasına rağmen, bu tarikat da tıpkı Kübrevîlik gibi Horasan
mektebinin estetikçi ve hoşgörülü bütün özelliklerini aksettirir. Bu Şihabeddin Sühreverdî'nin, 1191'de Şam'da idam edilmiş olup, işrâkî
felsefesinin kurucusu öteki Şihabeddin Sühreverdî ile
karıştırılmaması gerekir.
Şihabeddin Sühreverdî'nin önemi, amcası Ebu'n-Necîb Sühreverdî'nin
halifesi olarak Sühreverdîlik tarikatını Anadolu da dahil Orta Doğu
mıntıkasına yayıp geliştirmekle birlikte, Abbasî halifesi en-Nâsır li-Dînillah'ın
(1180-1224) emriyle Fütüvvet teşkilâtını fikren
ve amelî olarak işler hale sokup bunu hilâfet kurumuna bağlamasından
ileri gelmektedir. O bu maksatla Anadolu Selçuklu Devleti nezdine
elçi olarak gelmiş ve 1215 yılında sultan I. İzzeddin Keykâvus'u
fütüvvet teşkilâtına dahil etmişti. Şihâbeddin Sühreverdî'nin bu
ziyareti, Anadolu'da Sühreverdîlik tarikatının daha da yayılmasına
vesile oldu.
Kendisinin yazdığı eserler arasında bilhassa Avârifü'1-Maârif büyük
bir şöhret kazandı ve Anadolu'da da en çok okunan tasavvuf eserleri
arasına girdi. Dolayısıyla hem zamanında hem de daha sonraki yazılan
tasavvuf eserleri üzerinde güçlü bir etki hâsıl etti. Tarikatın 14.
yüzyıldan sonra pek fazla varlığını sürdüremediği ve giderek diğer
tarikatlar arasında kaybolduğu anlaşılmaktadır. Bunda, Halvetîlik,
Nakşibendîlik ve benzeri, 14. yüzyılın sonlarından itibaren giderek
Anadolu’da güçlenen diğer tarikatların elbette büyük payı vardır.
|