|
1164'te Endülüs'te Müreysiye'de doğmuş ve 38 yaşına kadar orada
yaşadıktan sonra pek çok İslâm kültür merkezini dolaşıp Anadolu'ya
gelmiş olan Muhyiddin Arabî, hiç şüphe yok ki bütün asırlar boyunca
İslâm tasavvuf tarihinin en meşhur ve en etkili şahsiyetidir. O
zamana kadar gelişmekte olan tasavvufun Vücûdîye, yahut başka bir
deyişle, Vahdet-i Vücud mektebi, onunla en yüksek mertebesine
ulaşmıştır. Muhyiddin Arabî, 1223 yılına kadar, Anadolu Selçuklu
Devleti'nin merkezi Konya'da kaldıktan sonra, Eyyubî şehzadesi Melik
Eşrefin daveti üzerine Şam'a yerleşmiş ve 1241 yılında ölünceye kadar
da burada yaşamıştır. Muhyiddin Arabî bir kısım eserlerini de burada
yazmıştır.
İlk defa sistemsiz bir tarzda Bâyezid-i Bistâmî(874) ve Cüneyd-i
Bağdadî (910) gibi mutasavvıfların ve özellikle de Hallac-ı Mansur'un
(922) tasavvuf düşüncelerinde kendisini göstermeye başlayan Vücûdiye
yahut Vahdet-i Vücud telakkisi, Muhyiddin Arabî sayesinde (o bu
terimi hiç kullanmamıştır) en sistemli ve olgun seviyesine erişti. Roger Delaudriere'in isabetle belirttiği gibi, çoğu zaman yanlış
olarak Panteizm ile karıştırılan Vahdet-i Vücud telâkkisi aslında çok
karışık ve izahı kolay olmayan bir düşünce olmakla beraber, kabaca,
"kâinattaki her şeyin, tek yaratıcı olan Allah'ın tecellisi olduğu,
gerçek varlığın O olması dolayısıyla bütün varlıkların hakikatte O'nun
varlığından başka bir şey olmadığı" şeklinde özetlenebilir. Muhyiddin
Arabi'nin, felsefe, kelâm, fıkıh, hadis, tefsir, edebiyat ve zamanının
bazı gizli bilimlerine olan vukufu sayesinde çok geniş bir terkibe
ulaştırdığı bu sistem, o kadar etkili oldu ki, sâde zamanının
tasavvuf anlayışlarını değil, günümüze kadar hemen bütün İslâm
dünyasında tasavvuf telâkkilerini etkiledi.
İşte bu yüzdendir ki, Fusûsü'l-Hikem, el-Fütûhâtü'l-Mükkiyye vb.
sayıları yüzün üzerindeki eser ve risalelerinin yanında, sonradan
kendisine izafe edilen eserler de ortaya çıktı. Daha kendi zamanından
itibaren, eserlerindeki ifadelerin muğlak ve zor anlaşılır olması
sebebiyle Muhyiddin Arabî İslâm ulemâsı ve bir kısım muhafazakâr
mutasavvıflar tarafından zendeka ve İlhad (dinsizlik) ile itham
olunmuş ve hattâ eş-Şeyhu'l-Ekfer (En kâfir Şeyh) diye anılmışsa da,
genellikle eş-Şeybu'l-Ekber (En büyük Şeyh) unvanını korumasını bilmiş
ve her kesimden halk arasında büyük bir saygıya mazhar olmuştur.
Muhyiddin Arabi'ye Anadolu'da asıl prestij sağlayan ve eserlerini,
yazdığı şerhlerle anlaşılır hale getirerek yayılmasını temin eden,
evlatlığı ve halifesi ünlü mutasavvıf Sadreddin Konevî olmuştur. Onun
sayesinde Muhyîddîn Arabi'nin fikirleri Selçuklu dönemi Anadolu'sunda
Sünnî ve heterodoks eğilimli bütün kesimleri etkilemiş, gerek yüksek
zümreler, gerekse halk tabakaları arasında geniş bir taraftarlar
kitlesi toplamıştır.
Sadreddin Konevî ile birlikte daha başkaları da Vahdet-i Vücud
mektebini Anadolu'da temsil etmişlerdir ki, en tanınmışlarından olarak
Müeyyededdîn Cendî, Sâdeddın Ferganî ve nihayet Afîfeddin Tilemsânî'yi
sayabiliriz. Bunlar ve yetiştirdikleri öğrenciler, Konya, Sivas ve Erzincan
gibi devrin önemli kültür merkezlerinde zaviyeler açıp şeyhlerinin
eserlerini şerhederek ve kendileri eserler yazarak Vahdet-i Vücud
mektebini yaydılar. Bunun sonunda, bütün Orta Doğu sahası bu mektebin
nüfuz bölgesi haline geldi ve buralardan da başka yerlere geçti.
Fakat bizce asıl önemli olan, Muhyiddin Arabi'nin fikirlerinin sâdece
yüksek zümre tasavvufunu etkilemekle kalmayıp, diğer yandan da halk
tasavvufunu etkilemeyi başarmasıdır.
|