|
İslam dünyasının geneline bakıldığında, Tebriz veya Şam'a göre yeni
açılmış ve İslamiyet'e kazandırılmış olan Rum diyarı, oldukça geri
durumda bulunuyordu. Hatta Rum'un cehaletiyle meşhur olduğu dahi
söyleniyordu. Elbette nihayet birkaç on senelik, belki de bir 50-60
senedir İslam diyarı olan bu ülkedeki eğitim, öteki ülkeler düzeyinde
değildi.
Gerek ilk Beylikler Devri'nde, gerekse sonraki birliği, yani Türkiye
Selçukluları Dönemi'nde eğitimi, iki kademeli olarak ele almak
gerekir.
1. Temel eğitim,
2. İhtisas=meslek eğitimi.
1. TEMEL EĞİTİM
Temel eğitim, bir yandan İslâmiyet'ten, öte yandan da İç Asya Türk
eğitim geleneklerinden etkilenmiştir. Selçuklu ülkesinde, özellikle
kalelerde yerleşen Türkler arasında mekteplerin, 12. yüzyıldan
itibaren var olduğunu kesinlikle biliyoruz. Mektep, temel İslamî
eğitimi, insana gerekli öteki bilgilerin verildiği bir kurum olarak 5
yaşında başlar ve 9-10 yaşlarına kadar devam ederdi. Sivas şehrinde
varlığını kesinlikle bildiğimiz bu eğitim kurumunun, öteki
merkezlerde de bulunduğu muhakkaktır. Çünkü Selçuklu Devri'nin
sonlarında oluşan duruma göre, özellikle şehirlerde mevcud olan
mahallenin iki temel kurumu, mescid ve mekteptir. Mescidde imamlık
eden kişi, aynı zamanda mektepde de muallimlik edebiliyordu.
13. yüzyıl ortalarında Konya'ya gelmiş olan Şems-i Tebrizi bir süre
Erzincan'da mektep muallimliği yapmış idi.
Şehir ve kalelerde çözülmüş olan temel eğitim, kırsal alanlarda da
göz önüne alınmıştır. Ancak orada eğitim, daha ziyade ezbere
dayanıyor, bilgiler sözlü olarak aktarılıyordu. Türk hayatının yaylak
ve kışlakta devam etmesi sebebiyle, her iki alanda da temel eğitim
kurumları devam edebiliyordu.
2. İHTİSAS=MESLEK EĞİTİMİ
Selçuklu ülkesinde İhtisas eğitimin de iki ana kaynağı vardır. İslam
aleminin eğitim mirası ile Asya Türk gelenekleri. Bu arada meslek
eğitiminin temel kurumu olarak "medrese"yi biliyoruz. Medrese, gerek
kuruluş, gerekse yapı olarak özellikle 12. yüzyıldan itibaren Diyar-ı
Rum şehirlerinde görünmektedir.
Meslek eğitiminin en başında, insan hayatı için gerekli olan tıb=hekimlik
eğitimi gelmektedir. Her şehirde ve iskân yerinde bulunan
Darüşşifalara hekim yetiştiren bu medreseler, genellikle yan yana iki
yapıdan oluşuyordu. Dershane kesimi ve hastane kesimi. Kayseri'de
Gevher-Nesibe Harun'un 13. yüzyıl başlarında yaptırdığı Darüşşifa,
çok yönlü özellikle bu türün en çarpıcı ve güzel örneği sayılabilir.
Bir kısım darüşşifalar, sağlam yapıları ile şehir surlarının dışında
yapılıyordu. Böylece oradan sadece şehirlerdeki insanlar değil, hemen
herkes yararlanabiliyordu.
Darüşşifalar, eğitim kuruluşu olarak önemli olduğu gibi, doğrudan bir
sağlık tesisi olarak da önemli idiler.
|